29 Ocak 2018

3 YAŞINDAKİ KIZINI DOĞADA BÜYÜTÜYOR

3 YAŞINDAKİ KIZIYLA DOĞAYI KEŞFEDİYOR: "O benim en iyi arkadaşım ve ilham kaynağım"
25 yaşındaki Morgan Brechler, 3 yaşındaki kızı Hadlie’yi Doğa Ana’nın kucağında büyütüyor. Hadlie henüz birkaç aylıkken başladığı seyahatlerinde, Amerika’nın en ünlü doğa parklarını ziyaret ederek yeşille tanışmış. Şimdiden Joshua Tree ve Büyük Kanyon gibi ulusal parkları gören Hadlie, Meksika ve Hawaii’de annesiyle birlikte keşfe çıkmaya bayılıyor!
3 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 4
Kendini bir doğa hayranı olarak nitelendiren Brechler, Hadlie’yi sırtına alarak tırmanışlar yapıyor, 18 aylık olmasından itibaren evdeki tırmanış duvarında pratik yapan Hadlie ise hâlinden oldukça memnun.

3 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 6
“Çocuklar için doğanın içinde olmak, onunla temas etmek çok önemli. Teknolojinin duvarları arkasında kayboluyoruz. Hadlie’nin hayatı değerlendirmesini istiyorum, bunu ancak doğa yapabilir. Büyüdüğünde Toprak Ana’yla dost olabildiği için minnet duyacak”
 diyor Brechler. “Seyahatlerimiz, kamplarımız ve tırmanışlarımız sırasında biriktirdiğimiz anıların her birini çok seviyorum.”

“O benim en iyi arkadaşım ve ilham kaynağım”

Brechler, çocuk sahibi olunduğunda hayatın sona erdiği düşüncesinin çok yanlış olduğuna inanıyor: “Hayatım, Hadlie ile başladı. O benim en iyi arkadaşım ve ilham kaynağım. Bu macerayı onun dışında paylaşmak isteyebileceğim biri olamazdı.”
Haftanın beş günü sürdürülebilir tarımla ilgili dersler alan Brechler, bir şirkette peyzaj tasarımları yapıyor. Hafta sonlarını ise Hadlie ile keşif yapmaya ayırıyor. “Hadlie henüz küçük olduğundan, seyahatlerimiz göründüğü kadar kolay olmuyor. Neyse ki çoğu zaman uyumlu hareket edebiliyoruz. Bana göre, Hadlie ile yaptığımız şey insanlara ilham veriyor. Fotoğrafları gördüklerinde, bize eşlik ettiklerini hissediyorlar.”
3 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 5
“Doğayla kurduğu temas onun karakterine ve ileride kim olacağına yön verecek.”
Brechler, yemyeşil ve ilham dolu fotoğrafları Instagram hesabı üzerinden de paylaşıyor.



3 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 83 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 113 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 103 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 93 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 123 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 133 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 13 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 23 yaşındaki kızıyla doğayı keşfediyor 3

BUDAPEŞTE'NİN HUZURLU PARKLARI



Budapeşte’nin sadece kartpostalları süsleyen güzelliklere sahip olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Budapeşte tahmin edilenin aksine daha fazlasına sahip. Bu yazımda Budapeştenin Londra ile yarışacak huzurdaki parklarından bahsedeceğim.
Seyahatlerimde yaz kış demeden mutlaka görmek istediğim yerlerden biri de şehrin parklarıdır. Kimisi şehrin ortasında olup, kimisi de en fazla yarım saat yürüme mesafesi uzaklığında olan bu parklarda, yorulan ayaklarımı dinlendirirken şehrin geri kalanını keşfetmek için enerji topluyorum. Özellikle seyahat ettiğim bahar ve yaz aylarında, marketten aldığım meyveler eşlik ediyor bana. Soğuk havalarda ise kahvemi kapıp oturuyorum bir banka.
Adeta küçük bir ormanı andıran bu parkları seyahatlerinizde mutlaka gezi programınıza alın ve tarihi meydanlardan sonra huzurun, temiz havanın ve yeşilin tadını çıkarın. Ağaçları izleyin, kuşların cıvıltısını dinleyin, gözlerinizi kapatın ve güzel hayaller kurun… Meyvenizi, kitabınızı yanınıza almayı da unutmayın.
Millenaris Park 
Budapeşte’de çok sayıda park var. Bir günde üç tanesini görebildim fakat görmek isteyip zamanımın kısıtlı olmasından ötürü göremediğim diğer parkları da yazdım. Budapeşte seyahati inanılmaz yorucuydu fakat bu parklar sayesinde yorgunluğumdan eser kalmadı.
Budapeşte ile ilgili gezi yazılarında karşınıza çıkmayacak kadar ünlü olmayan bu park benim favorim. Millenaris Park, içindeki sergi salonları, galeri, tiyatro ve konser alanlarıyla modern ve kültürel bir merkez. İçinde çok sayıda küçük gölün olduğu bu parkta bir de kafe var. Dilerseniz yorgunluk kahvenizi içip parkın keyfini çıkarabilirsiniz.
Parkta bazı akşamlar “Midnight Music” mottosuyla Budapeşte Orkestrası sahne alıyor. Orkestranın bu etkinliği yapmasının sebebi sanatı seven gençlere farklı deneyimler yaşatmak. Eğer yolunuz bir gün Budapeşte’ye düşerse bu deneyimi yaşamanızı tavsiye ederim. Bu parkın bir diğer sıra dışı etkinliği ise “The Invisible Exhibition” Alman bir adamın görme engelli eşinin hayatını nasıl yaşadığını deneyimlemek adına yarattığı bu sergide ziyaretçiler yedi farklı odayı ziyaret ediyor ve odalar bizlerin normal yaşantısını anlatıyor. Karşıdan karşıya geçmek zorunda olduğunuz bir cadde, heykellerle dolu bir müze, pubda biranızın parasını ödediğiniz anlar gibi ve her yer karanlık. Karanlıkta bir grup insanla bu deneyimi yaşamak isterseniz bir gün öncesinden rezervasyon yapmanız gerektiğini hatırlatmak isterim.
Adres: Kis Rókus utca 16-20, park 24 saat açık.

City Park (Városliget)

Budapeşte’deki diğer favori parkım; City Park. Macarlar bu parka “Városliget” diyorlar. Dünyanın ilk şehir parkı olma özelliği taşıyan bu parkta ilk ağaçlar 1751 yılında dikiliyor. Budapeşte’nin en büyük parkı olan şehir parkı aynı zamanda Budapeşte Hayvanat Bahçesi, Transilvanya kalelerinin replikası olan Vajdahunyad Kalesi ve Szechenyi Hamamına ev sahipliği yapıyor. İçinde bulunan göl, yaz aylarında kürek çekmek için, kış aylarında ise buz pisti olarak kullanılıyor.
Şehrin en eski restoranlarından biri olan Gundel Restoran da yine bu parkta yer alıyor. Fakat daha az bütçe ile karnınızı doyurmak isterseniz parktaki teraslı kafelerde de yemek yiyebilirsiniz.
Biz bu parka vardığımda yorgunluktan ayaklarımı dahi hissetmiyordum. Kendimi yavaşça çimlerin üzerine atıp gökyüzünü kaplayan ağaçları seyre daldım…
Nasıl gidilir?
M1 (sarı hat) metrosuna binip, Hösök Tere durağından çıkınca parkın girişi tam karşınızda. 20 ve 30 numaralı otobüs veya 70,72 numaralı troleybüs de yine bu parkın yakınından geçen diğer ulaşım araçları.
Adres: Varosliget, Pest, District 14

Margaret Adası / Margitsziget

Margaret Adası / Margitsziget, budapeşte
Bu ada ismini 13. yüzyıl Mongol istilasından sonra şehri yeniden inşa eden IV. Kral Bela’nın kızı Prenses Margit’ten alıyor.
Tuna Nehrinin ortasında bulunan bu adaya Arpad köprüsünden yürüyerek ulaşabilirsiniz. Eğer çok kısıtlı vaktiniz varsa ve “Bu parklar arasından hangisine gideyim?” diye soracak olursanız Margaret Adası derim. Büyük ağaçlarla, süs havuzlarıyla, çiçek bahçeleriyle kaplı bu adada tüm gününüzü bile geçirebilirsiniz fakat Budapeşte’ye üç gün ayırmanız koşuluyla.
Margaret adasına araçla girmek yasak. Dilerseniz adanın girişinden bisiklet kiralayarak bu parkın keyfini çıkarabilirsiniz. Adanın içindeki en popüler bahçelerden biri içinde küçük göllerin de bulunduğu Japon Bahçesi. Adada açık hava konserlerinin verildiği “Müzik Çeşmesi “(Music Fountain) ve “Müzik Kulesi” (Music Tower) UNESCO tarafından korunmakta olup akşamları adaya akın eden Budapeştelilere müzik ziyafeti veren sanatçılarla dolup taşıyor.
Ben adaya vardığımda süs havuzunda ışık gösterileri ve akşamki konser için hummalı bir hazırlık vardı. Adanın içinde biraz dolaştıktan sonra dönüş yolunu Tuna Nehri kıyısından yapayım istedim fakat Budapeşteliler akşam sporu için nehir kenarını çoktan doldurmuştu bile. Bu görüntüyü gerçekten çok seviyorum. Sporun yaşamın bir parçası haline getiren milletlere hayranlık duyuyorum.

Füvészkert Botanik Bahçesi

Budapeşte Park
Zaman sıkıntısından dolayı gidemediğim fakat aklımda kalan ve eğer zamanınız olursa mutlaka gitmenizi tavsiye edeceğim diğer bir park ise Füveszkert Botanik Bahçesi. Macaristan’nın en eski botanik bahçesi olan Füveszkert’in tarihi 1771 yılına dayanıyor. İçinde 7000 çeşit bitkiye ve 150 yıllık orkideye ev sahipliği yapan bu botanik bahçe romanlara bile konu olmuş. Ulusal Kültür Mirası koruması altında olan bu botanik bahçesini görmeden tavsiye edebilirim zira doğayı seven her insanın botanik bahçesini keyifle gezeceğinden eminim.
Ziyaret Günleri ve Saatleri: Pazartesi-Perşembe 9-16, Cuma günleri 9-12, Cumartesi ve Pazar günleri 10-12 ve 13-15 arası açık.
Adres: Illés utca 25., district VIII
Budapeşte’nin parklarında ben çok keyifle gezdim. Eğer yolunuz bir gün Budapeşte’ye düşerse marketten bir paket çilek alın ve bu parklardan birine gidip doğanın huzuruna kendinizi bırakın.

NEYDİ PİRAYE'DE NAZIM OLMAK?


Belki de en zoru aşka âşık bir adamı sevmek ama öyle alelade değil, hudutsuzca sevmek. Karşılık beklemeden, birçok şeyi görmezden gelerek, içinin en derinlerinden geldiği için sevmek. Bir türlü gidememek ya da zaten hiç gitmek istememek. İşte Piraye de böylesine büyük bir tutkuyla gönülden bağlıydı Nazım’ına.
Şu ana kadar hep Nazım’ın Piraye’ye olan sevgisine şahitlik ettik. O muhteşem şiirleri okudukça bir adam nasıl böyle sevebilir? Bir kadın nasıl bu kadar mükemmel olabilir? dedik. Bu büyük aşkın kahramanlarına özendik. Kimi zaman Piraye olup, o güzel şiirlerin kendimize yazıldığını hissetmek istedik. Kimi zaman ise böylesine şiirler yazdıracak sevdaları yaşayıp, Nazım olmak istedik. Yazılan şiirlerin duygusuna kapılarak, bu büyük aşka imrendik. Peki bu aşkın kahramanlarından Piraye’yi yeterince yakından tanıyabildik mi? Neydi Piraye’de Nazım olmak? Bir adamın geri dönmeyeceğini bile bile hiç eksilmeden, hudutsuzca sevmek neydi?
Gidemezsin. Dönmeyeceğini sandığın hiçbir yola gidemezsin sen. Gittiğini sandığın hayatların içerisinde, olmadık bir anda gözünün önüne gelecek gözlerim. Çaresizliklerinde beni anacak, bir korku ile hatırlayacak, bir meyve ile duygulanacak, belki de bir şarkı ile ağlayacaksın benim için ve kimse bilmeyecek içinde açan yaprakları kanlı, gövdesi yaralı Piraye çiçeğini.
Piraye, Nazım Hikmet’in kızkardeşinin arkadaşıdır. Kocasından ayrılmış, bir erkek ve bir kız çocuğu sahibi dul bir kadındır. Nazım, Piraye’yi görür görmez ona aşık olur. 1935’de kimseye haber vermeden evlenirler. İstanbul’a yerleşirler. Ama birlikte uzun süre yaşayamadan Nazım Hikmet’in mahpusluk günleri başlar. O dönemde Nazım, Piraye için bir sürü şiir yazar. Saat 21 den sonra Nazım için Piraye saatleridir. O saat diliminde tüm kelimeler Piraye için kağıda dökülür. Şüphesiz bu bir kadın için inanılmaz bir duygudur. 1946 da Bursa Mahpushanesi’nde yatarken dayısının kızı Münevver’in ziyaretleri sıklaşmaya başlamıştır. Ve Nazım- Münevver aşkı doğmaya başlar. Nazım bu durumu tüm açıklığıyla Piraye’ye anlatır. Ve Piraye kahrolur ama dik duruşunu elden bırakmaz. Münevver bir çocuk sahibi ve evli bir kadındır ve kocası boşanmayı istemez. Hal böyle olunca Nazım- Münevver sevdası zora düşer. Nazım, Piraye’ye mektup yazar ve eğer gelmezse intihar edeceğini söyler. Açlık grevine başlar ve sağlık sorunları sebebiyle hastaneye kaldırılır. Elbette ki Piraye kıyamaz Nazım’ına ve hastaneye gider. Ve hatta çıktıktan sonra evine geri gelebileceğini söyler. Ancak bu sırada içeriye Münevver girer ve Nazım-Piraye birlikteliği fiilen sona erer. Bu Piraye ve Nazım’ın son görüşmesi olur. Sonrasında Piraye’nin yazdıklarından çekip giderek pişmanlık duyduğunu anlaşılıyor.
Piraye, Nazım’ı hudutsuzca sevdi. Ömrünün Nazım’a rastladıktan sonra  başladığını söyleyip, öncesinin yalandan hayat oyunları olduğunu dile getirerek sevdasını ölümsüzleştirdi. İnsanlar ölümlü ama duygular ölümsüz. Tıpkı Nazım öldükten sonra Piraye’nin ona olan aşkının devam etmesi gibi. Nazım’ın ölümünden sonra Piraye’nin hayatı da bir nevi sonlanmıştı ama sonsuz sevgisi eksilmeden devam edecekti. Nazım Hikmet’in ölmeden önce yazdığı son şiire ithafen; Piraye, Nazım’dan sonra hayatına kimseleri sokmaz, evlenmez. Ancak Nazım aşka âşık bir adam olarak hayatına başka kadınları alır. Ama şu bir gerçektir ki bu kadınlar içerisinde Piraye, Nazım’la en uzun süre evli kalmış, adına sayısız şiirler yazılmış, Piraye saatleri diye bir zaman dilimine sahip olmuş özel bir kadındır. Nazım’ın hayatına giren kadınların en büyük ortak özelliği kendinden emin, güçlü kadınlar olmalarıdır. Onun dışında bu kadınların hiçbir özelliği birbirine benzemez. Ama hepsi Nazım sayesinde edebiyata ilgi duymuşlardır. Hatta Vera Nazım ile olan anılarını esprili bir şekilde kaleme almış, Piraye de bu yazıları tüm detaylarıyla okuyarak Vera’yı daha yakından tanımak istemiştir.
“İçinde yaşamayı hayal etmediğim bir cennetti seninle olmak. “ Gel” dedin geldim hakikaten, fırtına, deprem, tipi ne olursa olsun “ kal” dedin, kaldım. Her şeye rağmen daima “gül” dedin, güldüm. Şimdi senden çekip gidiyorum “öl” dedin öldüm sevgilim."
İşte Piraye Nazım’a böylesine yürekten, böylesine tutkuyla bağlıydı. Biz onu hep şiirlerden, meşhur kızıl saçlarından, Nazım’dan tanıdık. Bu sefer bizleri Piraye’de Nazım olmaya davet eden sese kulak verelim.
“Hep anlattınız, hep yazdınız, iftira ettiniz, kendinizce yargıladınız ama bana hiç sormadınız. Nazım’dan, eşinden, dostundan beni dinlediniz. Ben de Nazım olmak ne demek hiç anlamadınız. Şimdi sıra bende. Sessiz çığlıklarımın yankıları yüreklerinizi titretecek. Susmak yok artık. Haykırıyorum. Seni hudutsuzca seviyorum Nazım…” Nazım’ın Pirayesi.*
*Nazan Arısoy “Piraye’de Nazım Olmak" kitabı tanıtım yazısı.
SO RICH İSTANBUL BOUTIQUE - Karşıyaka / İZMİR