23 Nisan 2018

HERKES BU YAZIYI OKUMALI

"Teknoloji ve bilgiye ulaşım kolaylaştıkça, geliştikçe, paradoksal olarak insanların bilgiye olan talepleri de azalıyor. Tabi bilgiden kastım, bu enformasyon kirliliği değil de, kişiyi gerçekten geliştiren bilgi hazinesi."

YAZAR / Erol ANAR
Sosyal medyada özellikle Türkiye kaynaklı yapılan paylaşımlara baktığımda, -kendi Facebook sayfamı ölçü alarak- bu paylaşımların büyük çoğunluğunun gazete ve haber sitelerinden yapılan paylaşımlar olduğunu görüyorum. Bunların yine çoğunluğu güncel haberlerden oluşuyor. Çoğu insanın sosyal medyada gazete ve haber sitelerini bir bir dolaştığını görüyorum.
Türkiye ana akım medyasından hiçbir gazetenin ya da haber sitesinin köşe yazarını okumuyorum. Ve hiçbir şey de kaybetmediğimi düşünüyorum. Sığ, derinliksiz yorumlarla, yalanlarla ve güncelle zehirliyorlar bizleri. Sürekli güncel ve popüler olanın üzerinde düşünmek, yorum yapmak insanı sıǧlaştırıyor. Güncel önemli olayları bilmek, ancak güncelle yaşamamak gerekiyor. Ayrıca bu durum, kitap okumayı da engelliyor.
Şöyle bir söz duymuştum yanılmıyorsam, derler ki, “Güncel, tarihin mezarlığıdır.”
Aslında bu Chomsky’nin “10 Medya Manipülasyon Stratejisi’ maddesinden birisi olan “oyalama stratejilerine” girer. Güncel haberler, insanları oyalar, onların boş zamanlarının büyük bölümünü çalar.
Siyasal birikime sahip insanlar dahi artık kitap okumayı bırakmış, kendilerini yalnızca güncel gazete haberleriyle besliyorlar. İnsanların artık, sosyal medyadan gezinmekten, internet üzerinde gazeteleri ve haber sitelerini dolaşmaktan dolayı -kitap okumayı sevenlerin bile- kitap okumaya vakitleri yok. 
Aslında aynı haberi, çeşitli sitelerde okuyorlar. Gazetelerdeki köşe yazarlarına gelince, köşe yazarı okumak bence vakit kaybından başka bir şey değildir. Özellikle de Türk medyasında bu böyle. Sığ, derinliksiz, ya da ezbere yazılar bunların büyük çoğunluğu.
Aslında düzenli “köşe yazarlığı” diye bir meslek olmamalı. Bir gazete haberini okuyarak onu yorumlamak için, bir başkasının rehberliğine ihtiyaç duymuyorum.
50 yıldır gazetelerde düzenli olarak köşe yazarlığı yapanlar var. Türkiye’de böyle bir meslek var ve aslında bunların çoğunun kapasitesi onları okuyan okurlardan çok daha geri.
O aldıkları paraların “hakkını” veriyorlar, sistemi, resmi ideolojiyi savunarak va arasıra da muhalifmiş gibi yaparak. Türk medyasında köşe yazarları aldıkları parayı dünyanın hiçbir yerinde kazanamazlar bence. bu hükümete ”muhalif”, ama sistemden yana olanlar için de geçerli.
Evet kitap, ya da bir makale okumak, güncel bir yazıyı okumaktan çok daha iyi ve yararlı. Televizyon derseniz (özellikle Türkiye’deki tv kanalları) hiç izlemiyorum zaten. Bazen dökümanter program izlerim.
Elbette gazete okunabilir, haber sitelerine göz atılabilir, ancak yalnızca gazete ya da haber siteleri ile beslenmek ve güncelin içinde kaybolmak insanı asıl hedefinden uzaklaştırır ve çözümü de kişilerin, ya da iktidar partilerinin değişmesine bağlatır. Bu da sistem açısından olumlu bir olgudur.
Ağaçlarla uğraşmaktan, ormanı göremiyoruz. İşte ana akım medyanın misyonu da budur. Güncel olaylara, olgulara kuşbakışı yapabilmek için, onları tarihsel ve evrensel kavramlarla yorumlamak ve birbirleri arasındaki diyalektik ilişki içerisinde ele almak gereklidir.
Gazetelere benim açımdan harcanacak süre 30 dakikayı geçmez, (yerli ve yabancı medya içinde olmak üzere) gerisini zaman israfı olarak görürüm. Bunun yerine güncel olmayan makale, kitap okumayı tercih ederim.
İnternet okumak, öğrenmek, araştırmak için büyük olanak, ama gerektiği kadar yararlanmıyoruz bu olanaktan, güncelin bataklığında çırpınıp duruyor, en fazla gazete, haber sitesi… okuyoruz.
Ayrıca çoğumuz, zaten her şeyi bildiğimizi düşündüğümüz için öğrenmeye kapalıyız. Okurken, yorumlarken bile bunu çok bilmiş ve burnu büyük bir tavırla gerçekleştiriyoruz. Yazıların, haberlerin altına yapılan okuyucu yorumlarına şöyle bir göz atarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
Okuma kültürüne sahip insanların büyük çoğunluğunun okuma, kitap okuma alışkanlıklarını kaybettiğini gözlemleyebiliyorum. İnsanlar, yukarıda belirttiğim gibi, en fazla internette gazete haberleri, haber siteleri ve güncel köşe yazarlarını okuyorlar. Oradan kendi Facebook ya da whatsapp sayfalarındaki mesaj ve yorumlara bakıyorlar. Bunun dışında da açıp bir kitap okumaya, hatta düşünmeye bile fırsat bulamıyorlar, buna zamanları da kalmıyor.
Günlük gazeteler “renkli ve çekici” gelir okura. Bir önceki gün ya da o gün yaşanan gelişmeleri okur büyük bir iştahla okur, kendisine özünde hiçbir şey katmayan derinliksiz köşe yazılarını birbir ardına okur, bunlar genelde güncel gelişmelerle ilgili yazılardır, iki gün sonra tarihin çöplüğüne giderler. Bir politik liderin milyonuncu kez gaf yapmasına şaşırırlar. Kitap ya da güncel olmayan makale okumak ise, gazete okumaya göre genelde okura daha “renksiz” gelir.
Teknoloji ve bilgiye ulaşım kolaylaştıkça, geliştikçe, paradoksal olarak insanların bilgiye olan talepleri de azalıyor. Tabi bilgiden kastım, bu enformasyon kirliliği değil de, kişiyi gerçekten geliştiren bilgi hazinesi.
Umberto Eco’nun son romanı olan “Numero Zero (Sıfır Sayı)”yı okudum. Eco kitapta, kötü gazetecilikten yola çıkarak, Mussolini günlerine kadar bir yolculuktan sonra, medyanın nasıl kullanılabileceğini, manipülasyondan, şantaja kadar nasıl alet edilebileceğini anlatıyor.
Bir gazetenin yayınlanmadan önceki hazırlık aşaması anlatılıyor. Ama bu hiç çıkmayacak gazete; yaşananları olduğu gibi gören, haberleri doğru aktarmaya çalışan ve dürüstlüğü şiar edinmiş bir gazete değildir. Şantajın, yozlaşmışlığın ve toplumu manipüle etmenin bir ürünü olma amacındadır. Aslında günümüzdeki herhangi bir ana akım medyaya denk düşen yöntemleri araştırıyor, gün ışığına çıkarıyor.
Ana akım medya bir yalan makinesidir ve bu makine para atarak çalışan bir müzik makinesi gibidir. Sermayenin, yani sahibinin iktidarın ve sistemin şarkısını çalar.
Sosyal medyada ise bir enformasyon bombardımanının altında boğuluyoruz.
kaynak: http://dunyalilar.org/ 

ÖNCELİK ÇAĞDAŞ EĞİTİM OLMALI


Sizce çocuklarının eğitimine en çok yatırım yapan ülkeler hangileri?

15 ülkeyi kapsayan bir araştırmaya göre, çocuklarının eğitimine en çok Hong Konglu aileler, en az ise Fransız aileler yatırım yapıyor.
HSBC, çeşitli ülke ve bölgelerdeki ailelerin çocuklarının eğitimine ne kadar harcama yaptığını inceledi.

Söz konusu çocukların eğitimi olunca, ilkokuldan üniversitenin sonuna kadar 130 bin Dolar’dan fazla harcama yapan Hong Konglu aileler ilk sırada yer alıyor.


Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşayan aileler ortalama 100 bin Dolar civarında harcarken ardından ortalama 70 bin Dolar yatırım yapan Singapurlu aileler geliyor.


Dünyanın en iyi 10 üniversitesinden 6’sına ev sahipliği yapan ABD’deki aileler ise ortalama 58 bin Dolar harcıyor.


Araştırmaya dahil edilen 15 ülke içinde çocukların eğitimine sadece 16 bin Dolar yatırım yapan Fransız aileler son sırada yer alıyor.


Çocukların eğitimine ortalama 20 bin Dolar’dan az harcama yapan Hindistan, Endonezya ve Mısır’da da durum çok farklı değil.


Fransalı ailelerin çocuklarından beklentileri de oldukça düşük. Küresel anlamda baktığımızda, ailelerin çocuklarını parlak bir gelecek beklediğine duyduğu inanç ortalama yüzde 75 iken Fransız ailelerin sadece yüzde 42’si buna inanıyor.


Bu konuda en olumlu düşünen aileler ise Asya’da yaşayanlar. 


Hindistan’daki her 9 ebeveynden biri (yüzde 87’ye tekabül ediyor) çocuklarının geleceği için umutlu. Çin’de ise bu oranın yüzde 84 olduğunu görüyoruz.

Söz konusu meslek seçimi olunca aileler çocuklarının tıp (yüzde 13), işletme, yöneticilik ve finans (yüzde 11) ve mühendislik (yüzde 10) gibi daha geleneksel alanları tercih etmesini istiyor.


Ailelerin yüzde 78’i çocuklarının yüksek lisans yapmasını, bunun iş açısından avantaj sağlayacağını düşünürken yüzde 76’sı yüksek lisans masraflarını da karşılamayı kabul ediyor.


Araştırma 15 ülke ve bölgeden 8 bin 481 ebeveynin düşüncelerine dayanarak gerçekleştirildi.